14 Eylül 2007 Cuma

Sören Kierkegaard

Gariplik yakıştırmasına maruz kalmış 18. yy da Danimarka’da yaşamış bir düşünür Kierkegaard. Hem idealist, hem de muhafazakar bir duruşu olduğunu, döneminde Danimarka’da seveni olmadığını, hatta Danimarkalılarca hala sevilmediğini okudum ve merak ettim bu insanı. Kamu, basın, özel hayat gibi konularda derinleşmiş ve dahice fikirler öne sürmüş. Bireysellik ve sistem tartışmalarının yaşanmadığı bir dönemde, sitemlerin bireyleri etik, estetik ve düşünsel alanlarda bayağılığa sürüklediğini savunmuş ve tek başına bir mücadeleye girmiş. Yaşayışı ile de bunu bütüncül bir Kierkegaard varoluşuna çevirmiş, bence. İroni, absürd kavramlarının bugünkü haline gelmesine temel oluşturmuş bir bakıma. Kimilerine göre varoluşçu felsefenin babası sayılıyor. Yalnızlığı ve uzun yürüyüşleri seven bir adam. Gençlik yıllarında ilk çıkardığı kitaplarda takma isim kullanıyor ve bu kitaplarda yine takma isimle yazdığı kitaplara göndermelerde, hatta eleştrilerde bulunuyor. Kilise ve Hegel’e, inancın öznel olduğunu savunduğu için karşı. Gerçeği aramada da yine öznelliğe başvuran bir insan. Bu öznellik, tanrı ya da mistik bir aşk sözkonusu olduğunda onun için ikinci planda kalıyor. Öznellikten üstün tuttuğu şey, anı yaşama sürekliliğiydi sanıyorum. Kierkegaard çok zengin ve kültürlü olmasına rağmen bütün kitaplarını danca yazmış ve başka dil konuşmazmış. Yazdığı yazılardan Danimarka’nın Avrupa’yı dengede tuttuğunu ve bu konumu değerlendiremedikleri görüşünde olduğu belli oluyor. Türkiye’de İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan çeviri kitapları var. Ben okumadım ama elimde tüm kitaplarından derlenmiş, Kierkegaard’ı daha iyi tanıyacağımızı iddea eden, Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış bir kitap var: Kahkaha Benden Yana. İşte bu kitaptan Kierkegaard’ı daha iyi anlamamıza yarayacak bazı seçkiler:

  • Az önce insanların neşesine neşe kattığım bir partiden geldim; dudaklarımdan nükteler döküldü, herkes güldü ve bana hayran kaldı-fakat ben ayrıldım-bu cizgi dünyanın yörüngesi kadar uzun olmalı------------------------------------------------------------------------------------------ ve kendimi vurmak istedim.” (1836)

  • .....anlaşılmaz ikna edici bir güç beni sürekli tutuyordu, cebren ve hileyle. .......... daha çok insanı frenleyen bir kahkahaya benziyor, onunla o kadar iyi, o kadar iyisinizdir ki aklınıza evlenmek hiç gelmez. En azından şu kadarı kesin ki, hayatı kolaylaştıran şeylere ve rahatlığa yabancı olmasam da, bunların içinde insanı en rahatlatan şey tembelliktir. (1844)

  • ... sıkılmanın yarattığı etki bütünüyle sihirli bir şeydir, ne varki çekiciliğin değil, iticiliğin yarattığı bir etki.......,sıkıntı arttıkça kötülüklerin gitgide artmasında şaşılacak bir yan yoktur. Can sıkıntısı bütün kötülüklerin anasıdır... (1841)

  • İnsanın toplumsal bir hayvan olduğu konuşulup duruyor hep; insan temelde yırtıcı bir hatvandır, bunun delilide sadece dişlerinin şekliyle sınırlı değildir. Bütün bu toplum ve toplumsallık konuşmaları kısmen kalıtsal riyakarlık, kısmen de içten pazarlıklı kurnazlıktır.(1841)

  • Sıkmak, kendini ve başkalarını sıkmak diye ikiye ayrılabilir. Başkalarını sıkanlar ayaktakımı, yığınlar ve genel olarak bütün insanlık kafilesidir. Kendilerini sıkanlar ise seçkinler, aristokratlardır; şu garip bir gerçek ki, kendilerini sıkmayanlar, genelde başkalarını sıkarlar, kendilerini sıkanlarda başkalarını eğlendirirler.

  • Aylaklığın kötülüklerin anası olduğu söylenir genellikle. Bu kötülüğün önüne geçmek için çalışma öğütlenir. Ne var ki hem korkulan kötülüğün doğasından, hem de öğütlenen çareden anlamak mümkün ki bu görüşün tamamı alt tabaka kökenlidir.

  • Aylaklık bir kötülük değildir; hatta, aylaklık hissinden yoksun her insan bu özelliği ile ancak bilincinin insanlık seviyesine henüz yükselmediğini gösterir.

  • Hayranlık ve kayıtsızlık sıkıntının birliğinde ayırt edilemez olmuştur.

  • İnsan umudunu kesmeden sanatsal olarak yaşayamaz; çünkü umut insanın kendini kısıtlamasını engeller.

  • Yaşanılan bir şeyden son anına kadar dolu dolu zevk almak hem hatırlamayı hem de unutmayı imkansız kılacaktır.

  • Unutuş, yaşanılanın, ruhun kendi müziği için bir yankı levhasına indirgendiği ideal bir asimilasyon işleminin gerçek ifadesidir. Doğanın muhteşemliği bir zamanlar kaos olduğunu unutmasından gelir; fakat bu düşünce her an yeniden canlanabilir.

  • Unutma ve bellek, demek ki aynı şey; beceri ile elde edilmiş bu aynılık, insanın bütün dünyayı kaldırabileceği Arkhimedes’in dayanak noktasıdır.

  • Arkadaş felsefedeki “zorunlu öteki” değil, lüzumsuz üçüncüdür.

  • İki insan aşık olup da birbirleri için yaratıldıklarını düşünmeye başladıklarında, ayrılma cesaretini gösterme vakti gelmiştir; çünkü devam ederlerse her şeyi kaybedip hiçbir şey kazanamayacaklardır.

  • İnsan resmi bir işe girmekten kaçınsa bile hareketsiz olmamalı, aylaklıkla aynı anlama gelecek işleri takip etmeli; ekmek kazandırmayan zanaatlarla uğraşmalı.

  • İnsan sadece başkaları için değil, kendi içinde bir gizem olmalı. Kendimi inceliyorum; bundan sıkılınca vakit geçsin diye bir puro yakıp düşünüyorum: Tanrının benimle ne kastettiğini ya da benden ne yapmak istediğini sadece 0 biliyor.

  • Şeytanilik istem dışı açığa vurulmuş kapanıklıktır....sıkı ketumluk, bireysellikteki egonun daralmasının olumsuzlanmasının sonucuydu... ani olanın daima iyilikten korkma yüzünden olduğunu hatırlatacağım; çünkü özgürlüğün nüfuz etmek istemediği bir şey var.............zayıflıktır.

Hiç yorum yok: