bir aralık daha,henüz kasım tam geçmemişken.
"kışın geceleri uzun olur dediğini hatırlıyorum ilkokul öğretmenimin.
ama ben sonradan öğrendim neden gecelerin uzun olduğunu...
kısaltmak ve kaçmak elimde geceden.
kaçmak elimde,
saysam kaç gece,
bir şarkıya uyanmışlığım, yakalanmışlığım:
ben seni unutmak için sevmedim.
hamurabi kanunlarıyla bir dünya yaratmışken,
nabukadnezar gelmiş, babili altüst etmiş.
yeni bir babil kurmuş, en baştan...
neden?
asma bahçeleri, sarayları, tören yolları yapmış yeniden,
neden?
tarihi, geçmiş ve gelecek olarak görmek halka, tebaya mahsus.
nabukadnezar dikine bir tarihin en tepesinde görmüş kendini.
şimdi nabukadnezar sadece bir şehir mi kurmuş yeniden, insanların kalplerini mi fethetmiş?
ne düşünmüş, yıkarken o şehri? ne düşünmüş tekrar kurarken?
yahudiler miymiş derdi? ilk nazi nabukadnezar mıymış yani?
yenilikçi, ilerlemeci miymiş yoksa, tek derdi otorite miymiş?
bazı insanlar ağaç gibi olur.
köklerine bağlı, güçlü, tutunmuş toprağa.
yarısı toprağın altında, yarısı havada.
toprakta ne varsa onu alır,
kendinde ne varsa dışarıya verir.
ömrü tohum olma ve kuruma arasında geçer ama,
tohumdan önce, kuruduktan sonra da hep bir yeri vardır tarihte.
tohumken baba ağacı, kuruduktan sonra ayrıştırıcılar tarafından sindirilen kökleri, dallarıyla
her zaman vardır ağaç.
badem ağacı baharda erkenden açar,
dallarının üstünde sanki temas yokmuş gibi
top top beyaz puanlar.
giyinir, süslenir...
renk mühendisinin elinden çıkmış gibi...
mühendis değilde, renk bilgininin,
nasıl toz gibi, dağılacak gibi ama birlikte.
beyaz beyaz çiçekleri üstünde, şarkı söyler.
kışın da kuru dallarıyla yayılır, öylece bekler.
masal ağacı gibi...
ya da ağaçlar masal diyarı içinden,
görebildiğimiz bazı güzelliklerden biri.
bazı apartman görevlileri vardır,
kapımızın dışında hemen.
hep bizi bekler gibi.
bazen hiç anlamı yokken varlığı beni rahatsız eder.
aralık ayı gibi.
bazen de kapının dışında bekleyen
hızla akan günlerin telaşesi
zaman olarak, bence yanlış ifade ettiğimiz, hayatımız
gibi gelir.
hayat işte kapının dışında değil,
zaman aralıklardan, aralık da gregoryanlardan gelme.
bir ıyun oynuyorum, kağıtlar hep üstüste iyi geliyor,
sonra birden aralık kalan kapıdan içeri bir soğukluk giriyor ve
kaybediyorum ellerimi.
duvarda asılı sevdiğim yüzler,
tepkilerimi kontrol ediyorlar, rahatça kızamıyorum.
ama geçecek diyorum içimden bu boyun ağrısı,
gece terlemeleri,
sabah alıklığı...
saçlarım aralık kapısından kurtulup,
soğuk hava nereden geliyormuş diye bakmaya gittiler.
2009'da kafa derimin üstündeki tohumlar,
nadas yılının geçmesiyle birlikte,
bakalım neler verecekler bana?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder